Okudum Yaptıklarım

Paul Auster – Leviathan

Her kitap okumaya değer elbette ancak bazı kitaplar insanı sarar ve bambaşka etkiler bırakır, bambaşka şeyler katar, derinden etkiler, bambaşka dünyalara götürür. Leviathan benim için bu kitaplardan birisi değil.  Kitaplarda da kişisel zevkler geçerli pek tabii siyasi, tarihi, güncel, bilimsel bilgiler veren kitapları severim, aksiyon kitaplarını da severim, komik kitapları da severim. Leviathan bu tanımlardan hiçbirine uymuyor.

Ancak kitap öyle büyük tezatlardan ve iç içeliklerden oluşuyor ki, sürükleyiciliği inanılmaz bir seviyeye çıkıyor. Kendimce olan özetini aşağıya iliştireceğim, spoiler vermeden tabii ki. Kurgu bahsettiğim gibi çok iç içe, bazen kayboluyorsunuz içinde kim kimdi, bu ne alakaydı, ismi tamam da neciydi bu? gibi bir sürü soru sordurtabiliyor. Benim ecebi isimleriyle olan münasebetimden de kaynaklanıyor olabilir ancak emin değilim.

Kendi halinde bir hikaye olarak başlayan bu kitabın kurgusu ne kadar karışık olursa olsun, kendisini okutmayı ilk sayfadan itibaren başarıyor. Klasikleşmiş bir şekilde olayın sonucunu, kitabın en başında veriyor ancak kitabı okudukça “Bu herif bunu nasıl yapabilir lan? Bu hale nasıl geldi bu?” diye aklınızdan geçirmeden edemiyorsunuz. Kahramanlarlerin yaşantıları bana göre oldukça sade, çok fazla atraksiyonu olmayan yaşantılar. Bir tanesi hariç, yan karakter olarak kitapta yer buluyor ancak zaman geçtikçe kilit isim haline geliyor; Maria Turner. Karakterleri, özellikle baş karakterleri yani yazarı ve Sachs’ı oldukça derin anlatması hikayede “neden böyle yaptı ki?” deme ihtimalinizi düşürüyor. Öte yandan bazı olayların sebeplerine de “hee oldu anasını satayım” diyorsunuz ister istemez. Ben mi hayatımda bu kadar olasılığa denk gelmedim acaba, olabilir mi böyle bir şey 😕

Leviathan Özeti

Kitap dediğim gibi sonuyla başlıyor. Hem kitabın yazarı olan, hem de baş kahraman olan arkadaşımızın pek yakın arkadaşının havaya uçtuğunu farketmesiyle başlıyor. Ondan sonra önce uzun uzadıya kendi hayatından bahsetmeye başlıyor, ondan sonra ise Sachs ile olan münasebetini anlatmaya başlıyor. Zaman zaman günümüze dönüyor, güncel olarak Sachs’ın neler yaptığını anlatıyor. Kitapbı okurken asıl mesele yazar olmuyor hiçbir zaman, ancak Sachs’ı ve öyküsünü anlayabilmek için yazarımızı da tanımamız gerekiyor. Süreç ilerledikçe Sachs’ın yaptığı şeyleri neden yaptığı iyice anlaşılıyor.

[st_horizontal_line]

Toparlayacak olursam, okunur. Başlarda epey bir sıkıntı çekip, kitabın ne anlattığını hiçbir şekilde anlamadıktan sonra bir tuhaf rastlantılar silsilesi sonunda olay bağlanabildi. Kişilerin zevki tabii ki tartışılmaz ancak baştaki savımı savunuyorum hâlâ; bu kitp bende iz bırakmadı, hayatımı etkilemedi, bana bir şeyler katmadı. Umarım sizlere bir şey katmıştır ya da katar. Uyku öncesi kitabı olarak okunabilir ancak, elden düşürmeden tek seferde okunacak bir kitap değil kesinlikle.

Bir Yorum Bırak