Psikoloji

Psikolog – Psikiyatrist; Psikoterapi – Psikofarmakoloji

Ülkemizde bu konularda müthiş bir bilgi açıklığı ve müthiş bilgi kirlikleri var. Bende elimden geldiğince tanımlarını, farklarını ve konu hakkındaki kişisel düşüncelerimi sizinle paylaşmak istedim.

Ülkede zaten herkes bu meslekte olduğu için anlatmaya da çok gerek yok. Kendisine dert anlatılan, kendisini ruh sağlığı uzmanı sanıyor. Koçlar, öküzler falan o toplara girmiyorum bile. Kişisel yorumlarımı yazının sonunda belirteceğim, o yüzden  şu tanımları aradan çıkartalım bi.

Psikiyatrist Kimdir?

Psikiyatrist dediğimiz meslek grubu tıp okumuştur. Baya 6 yıl tıp okumuştur, ondan sonra da genel cerrahi, kardiyoloji seçmemiş psikiyatri seçmiş ihtisasını yapmış insan evladıdır. İlaç yazmaya yetkisi vardır. Devlet hastanelerinde genelde hasta gören ekip psikiyatristlerdir. Psikolojik rahatsızlıkları genelde medikasyon yolu ile tedavi ederler, terapi eğitimi alan psikiyatrist sayısı terapi eğitimi almayan psikiyatrist sayısından azdır. Ha ayrıca teşhis koyma yetkisi psikiyatristlerdedir.

Psikolog Kimdir?

Psikolog denen meslek grubu ise Psikoloji bölümünü okumuştur. Her psikolog hasta göremez! Bazı bölümlerde olduğu gibi, psikoloji alanında da uzmanlıklar vardır. Klinik psikolog hasta gören uzmanlıktadır, gelişim psikologları çocuklarla ilgilenir, sosyal psikologlar ise bireylerin toplum içerisindeki işlevi ve rollerini v.s inceler, trafik psikoloğu, kriminal psikolog, endüstriyel psikolog gibi onlarca uzmanlık gurubu vardır. Terapi yapmak için uzman klinik psikolog olunmalıdır.

Peki Psikoterapist Ne?

Türkiye Cumhuriyeti ilgili yasalarında henüz Psikoterapist adıyla herhangi bir meslek tanımlanmamıştır. Yani ülkeminde böyle bir meslek yok. Yani bu işin yıllarca süren eğitimini alsanız da, almasanız da adınızın altına bir ünvan olarak ekleyebilirsiniz. Psikoterapi ekolleri genelde okullarda öğretilmez, yükseklisans kapsamında öğretilen üniversiteler vardır ancak genelde bu terapi eğitimleri kişiler ya da ekolün adına kurulmuş enstitüler tarafından verilir. Enstitüler genel olarak öğrenci seçiminde üniversite lisansındaki bölüme bakarken, tüzel kişiler işletme, sosyoloji gibi farklı ve alakasız bölümlerden öğrenci alıyorlar ve “psikoterapist yapıyorlar”. Türkiye’de psikoterapist ünvanı verebilecek herhangi bir kurum yok, haberiniz olsun.

Türkiye’de ne yazık ki psikoterapiler devlet tarafından, sigortadan karşılanmıyor. Yukarıda da bahsettiğim gibi psikiyatristlerin psikoterapi eğitimi almak gibi bir motivasyonu da yok. Olsa bile eğer devlet hastanesinde çalışıyorsa, günde gördüğü hasta sayısı ortalama 80 olunca terapiye ayırabileceği bir zamanı olmuyor. 10-15 dakikalık zamanında tanı koyup, tedavi için ilaç vermek durumunda kalıyor. Umarım yakın gelecekte bu düzen değişir, psikoterapilerde hastane ortamında uygulanabilir bir konuma gelir.

 


Psikofarmakoloji – Psikofarmakoterapi

İlaçlar ister beğenin, ister beğenmeyin Psikoloji – Psikiyatri alanının vazgeçilmezlerindendir. Şu sıralar 3. nesil ilaçlar gelmektedir ve yan etkiler ve şiddetleri oldukça seyreltilmiş durumda. Evet, ilaç endüstrisi Dünya’nın en kirli en pis ve en büyük paralarının döndüğü sektör ama piyasaya işe yaramayan ya da “intiharı arttıran” bir ilaç sürmesi akıl mantık dahilinde olabilir mi, harbiden buna inanabilecek kadar paranoid misiniz? Psikolojik – psikiyatrik hastalıkları tamamen iyileştirmek, özellikle bazı hastalıklarda imkansız, çok zor. Ve nüks (tekrarlama) oranları çok yüksek.

Ayrıca psikoz, ağır depresyon, bipolaritenin mani dönemi gibi hastalıklarda ya da hastalık dönemlerinde psikoterapi işe yaramaz çünkü kişinin gerçeklik algısı bozulmuştur, terapi içeriğine odaklanamaz, kişilik özelliklerinde farklar oluşur v.s.

İlaçlar her şeye rağmen sihirli değnekler değillerdir. Neredeyse hiçbir zaman ilaçlar tek başına tedavi etmez, iyi bir psikoterapi ile birleştirildiğinde ise gerçekten tam tedavi, tam iyileşme olma olasılığı daha yüksektir.

Psikoterapi

Geldik en kilit kısma. Öncelikle, eğer psikoterapi eğitimi almamış bir kişiyseniz, büyük ihtimalle bildiğiniz çoğu şey yanlış. Öncelikle mutlak bir psikoterapi ekolü yoktur. Bir çok ekol vardır, bunun sanırım en çok bilineni Psikoanaliz yani sizin bildiğiniz tanımlarıyla;

  • Koltuğa uzanın.
  • Bana çocukluğunuzdan bahsedin.
  • Rüyalarınızı anlatın.

Freud’un babası olduğu, şimdilerde adı psikodinamik, Lacan gibi isimler alarak değişiyor belkide hepsi farklı şeylerdir bilmiyorum. Bu ekolün sıkıntısı somut olmayan kavramlarla uğraşmasıdır. “Bilinçaltı” ya da “bilinç dışı” gibi ölçülemeyen, gözlemlenemeyen, farklılığı deneylenemeyen kavramlar bunlar. Yaptığının etkinin tepkisini görmeden yapılan bir tedavi süreci nasıl olur hiçbir zaman aklım almadığı için bende Bilişsel Davranışçı Terapi üzerine eğitim alıyorum.

Peki nedir bu Bilişsel Davranışçı Tedavi? Terapistin esnekliğine izin vermesi, ve temelinde her danışanın, patolojilerini farklı yaşadığını kabul edip kişiye özel bir terapi planı sunabilen, hayatın içinden ödevlerle ve uygulamalarla tedaviyi devam ettiren bir tedavi ekolü. Öğrenme ilkeleri üzerine çalışılıp davranışları çalışarak, davranışı değiştirdiğinde düşünce içeriğine de müdahale edilebiliyor. Aynı şekilde düşünce içeriğine de müdahale ederek olumsuz düşünceleri değiştirmek üzerine de etki edebiliyor. Bunları yaparken de tamamen kanıta dayalı biçimde ilerliyor.

Çoğu durumda psikofarmakterapi ve psikoterapi birlikte kullanıldığında kalıcı tedavi mümkün olmaktadır. Tabii ki her zaman nüks riski de yüksektir psikiyatride, bundan dolayı zaman zaman ilaç kullanımının yeniden başlaması ya da sürekli devam etmesi, zaman zamanda tekrar terapi alma ihtiyacı olabilir.

Kişisel Yorumlarım

Yazının ilk paragrafında da dediğim gibi bu alan herkesin müdehale ettiği bir alan. Bu insanlar kendini bilmez insanlar, bir sosyoloğun “ben de terapist olabilirim” demesi kibirden, saygısızlıktan ve kendini bilmezlikten başka bir şey değildir. Aynı şey “ben de psikoloji ile ilgileniyorum, ilgimi çekiyor” diyen dallamalar içinde geçerlidir.

Zaten herkesin birbirinin kuyusunu kazdığı bir meslekteyiz, herkes danışan sayısının azalacağından biteceğinden korkuyor. İnsan oldukça bizim işimiz bitmez. Acı bir söylem farkındayım ama gerçek bu.

Gelelim bu yazıyı yazma sebebim olan Canan Karatay’a. Geçenlerde bir televizyon programında “Antidepresanlar intihar ettiriyor ve bu Batı’da araştırmalarla kanıtlanmış.” gibi ipe sapa gelmez bir laf söyledi. Böyle bir araştırma yok, şu vardı “antidepresanlar ergen hastalarda intihar düşüncelerini arttırıyor” sonrasında yapılan araştırmalarda bu da kanıtlanamadı. Zaten biz bize yetiyoruz, dışardan gelen bu tip durumlara hiç gerek yok ama insan sinirleniyor.

“Melek Terapisi” diye bir şey duydunuz mu? Beki İkala Erikli isimli bir zaatın çıkarttığı bir “şeydi”. Kişisel gelişimciydi sanırım bu kişi, ve bu konuşmalarına katılan bir kişi tarafından sırtından vurularak öldürüldü. Sonradan kadın yakalanınca ortaya çıktı, öldüren kişi şizofreni hastasıydı ve aktif psikoz geçirmekteydi.

Koçlar konusuna girmeye gerek yok, koyun oldukça koşlar olacak olmaya da devam edecek. İnternetten 8 video izleyerek kendisini bir konuda uzman ilan eden kişilere para bayılmak istiyorlarsa bu onların bileceği iş, karışacak değilim. Bakın bir “Arkın Gelişin” olayı vardır, klinik psikoloji ile alakalı değil ama psikoloji alanı ile ilgili.

Bu eleman kendisini ülkemizde “suç psikoloğu” olarak tanıttı. İngiltere’de bir üniversitede uzmanlık yaptığını, CIA ve FBI gibi istihbarat örgütleri ile çalıştığını falan söyledi. Bu yalanlarla kitaplar yazdı, televizyon programlarına çıktı, okullarda konferanslar verdi.. Sonra master yaptığım üniversite dediği okula bir Türk öğrencinin gitmesiyle tamamının yalan olduğu ortaya çıktı. Herif baya baya yalan diplomalarla falan ekmek yedi ülkede.

Gerçi dışardan gelen müdahaleler olmasa da olur biz bize yetiyoruz zaten. Bu mesleği yasal yollardan koruyacak yasalar yok, bu mesleğin bir denetim mekanizması dahi yok. Gerçi Türk Psikologlar Derneği (TPD)’nin yeni yönetimi geçenlerde sahte psikologlar ile ilgili yaptıkları müdehalelerin raporlarını paylaşmıştı. Dilerseniz şuradan rapora ulaşabilirsiniz.

Son söz olarak; eğer ihtiyaç duyuyorsanız, hatta stresli zamanlar geçiriyorsanız lütfen iyice araştırarak bir uzman bulun. Ekolleri ve terimleri takmayın, internet üzerindeki testleri ve tanı kriterlerini dikkate almadan bir uzmandan yardım alın.

Bir Yorum Bırak